veiny-eye-14724

Madde Enerjisi:

Sanki bunu anlatmak, diğerlerini anlatmaktan daha zor olacak ama beni dinleyin, takip edin. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım. 10-12 sene önce gerçekten de zordu bunu anlatmak.-))Ama yıllar içinde maddenin içinde tuttuğu enerji daha bilinir, daha görünür oldukça, sadece bununla ilgili çalışan arkadaşlarımız dünyada yayılınca, daha çok öğrenci, daha çok uygulayıcı hayatına kattıkça ve hissettikçe, fark ettikçe, paylaştıkça… İş kolaylaşmaya başladı… Ama siz yine de gözünüz açık okuyun ve uygulayın artık kolay demeden.-) Bu yazıyı buraya eklediğim bugün 2020 yılına girmek için 2019’un son gününe uyandığımız gün.. Sabah gözümü açıp kahvemi elime alır almaz sevgiyle, şükranla, aşkla yaşadığım yılı, yine aynı hislerle uğurlamak için evin içinde dolanmaya başladım: Bu yıl bana, bu yılda olan Banu’ya hizmet etmiş, ama hizmetini artık tamamlamış ne olabilir, kim nereye- kimin evine hizmete gitmek istiyorsa parmak kaldırsın dedim sanki içimden.-)) İki dönüşüm torbası dün aşkla evimde hizmette olan, bugün yeni yerlerine gitmeye hazır bile.

https://www.banukalayci.com/?p=1163 Birinci Bölüm için tıklarınız

https://www.banukalayci.com/?p=1163  İkinci Bölüm için tıklayınız

https://www.banukalayci.com/?p=1163 Üçüncü Bölüm için tıklayınız

https://www.banukalayci.com/?p=1163 Dördüncü Bölüm için tıklayınız

https://www.banukalayci.com/?p=1163 Beşinci Bölüm için tıklarınız

Anın içinde olduğumuz zaman, kendimizle bağlantıya en kolay geçtiğimiz zamandır.’’Anın içinde olmak ne demek hocam, zaten neyin içinde olacağız ?’’ demeyin bana burada. Yine yapılan araştırmalar gösteriyor ki, zihin, düşünce sürecinin neredeyse tamamını, gelecek için endişelenmekle ve felaket senaryoları kurmakla ya da geçmişi düşünmek, tekrar tekrar yaşamakla geçirmekte. Yani normal bir zihin, günün çok az bir kısmını anda geçirebiliyor ve bu andalık için zihnin, aynı kasları eğittiğimiz gibi eğitilmesi gerekiyor.

Tekrar başa dönersek; anın içinde olduğumuzda, kendimizle çok kolay bağlantıya geçeriz ama kendimize dair bu bilgileri, coşkuyu ya da doygunluğu hissetmekten bizi uzaklaştıran, bizi olumsuz etkileyen şeylerden biri, zihnimizdeki olumsuz kalıplar olduğu gibi, bir diğeri de çok yeni bahsettiğimiz bedensel hücre hafızasıdır.

Ama en az bunlar kadar etkili olan başka bir yapı daha vardır: İçinde yaşadığımız ve etrafımızı sarmış eşyalar ve bu eşyaların hafızası. Biz, bize ait olmayan düşünce yapılarının bizi etkilemesi gibi, bedenimizde bulunan hücrelerin hafıza yapılarıyla bilinçsiz olarak yönlendirilebileceğimiz gibi, etrafımızdaki eşyaların hafızalarından da etkilenebiliriz. Ve bu madde enerjisi, göremeyen bir bireyin aklına bile gelmeyecek bir faktördür. Ama inanın bana, göremiyor olmanız, onun orada olmadığı anlamına gelmemekte.- Yani kısaca aslında söylemek istediğim sadece siz değil, sizin enerjiniz değil, sizi saran herşeyin enerjisi anda olmalı.. Ki gelecek temiz olsun, ki gelecek geçmişin tekrarı olmasın… Ki gelecek yeni, gerçekten yeni ve büyütücü muhteşem deneyimlerle dolu olsun… Eski yemek yiyemeyeceğimiz gibi, bizi zehirleyeceği gibi, eski enerjiler de bizi- görmüyor olmanız olmadığı anlamına gelmiyor-bizi kendi halinde zehirliyor aslında…

Maddeler, aynı beynimizde olduğu gibi, etrafında olan her şeyi tüm ayrıntılarıyla kaydettiği bir yapıya sahiptir. Bazen filmlerde görmüşsünüzdür; kadın bir medyuma gider ve medyum, olanı biteni söylemek için ondan bir yüzük ister, ya da başka bir filmde kızın biri, dokunduğu her eşyanın etrafında, olmuş bitmiş olayları görmeye başlar. Yine başka bir filmde polisler, bir medyumla çalışırlar ve kaybolan kızın izini bulmak için o medyuma kızın bir eşyasını götürürler.

Eşyalar da kendi içlerinde, enerji sarmalında bütün hafızayı tutmaya eğilimlidirler.Maddenin yapısı burada önemli tabi: yani plastik bir botla tahta el oyması bir yüzüğün ya da kolyenin ya da süs eşyasının tuttuğu enerji miktarı aynı olamıyor.

Biliyorum iş, enerji işine girince zorlaşıyor, biliyorum göremediğiniz bir şey üzerinde konuşmak ve anlamaya çalışmak zor. Ama ben, ne kadar önemli olduğunu bilirken, sadece bu konuda bakış açınıza ufak bilgiler atmaya çalışıyorum. Sadece bir düşünün, aklınıza yatarsa bir daha düşünün ve etrafınızdaki eşyalarla ne yapacağınıza öyle karar verin. Yapmaya çalıştığım, alışkanlıklarınızla ve önemsiz olduğunu düşündüğünüz bir yerden karar vermenizle, bu bilgilerin ışığında kararlarınızı tekrar gözden geçirmeniz, o kadar.

Hepinize olmuştur, bir eve gidersiniz ve girdiğiniz gibi derhal çıkmak istersiniz. Evin sahiplerini çok sever olmanız, onlarla başka mekânlarda görüştüğünüzde, asla böyle hissetmiyor olmanız şaşırtır sizi. Ya da bir otel odasına girersiniz. Gece bitmek bilmez. Pılınızı pırtınızı alıp kaçmak istersiniz ama saat gecenin bir yarısıdır. Ya da bir arkadaşınızın arabasını emanet almışsınızdır ve sevgilinizle uzak diyarlara yol almak istersiniz birkaç saatliğine. Hiç bir şey yokken, arabaya girdikten birkaç dakika sonra, kavga etmeye başlarsınız. Siz de bir anlam veremezsiniz buna. Veya bir arkadaşınızdan emanet aldığınız o kazağı her giydiğinizde, korkunç karın ağrıları çekiyorsunuzdur… Daha uzatabilirim meselaları… Ama benim uzatmam mesele değil, bir gözden geçirin bakalım, sizin de böyle hikâyeleriniz var mı? Eminim yaşamışsınızdır ve üzerinde bile durmadan geçmişsinizdir.

Madde dünyasında, inanın düşündüğünüzden fazlası oluyor ve bunlar, düşündüğünüzün çok üstünde bizi etkiliyorlar.

Küçük, küçücük bir yaşanmışı anlatmak istiyorum burada:

Bir gün çok yakın bir arkadaşımın doğum günü partisine gittik; mekân bize kapatılmış, ortalık çok kalabalık, tanıdık tanımadık herkes dans ediyor, sohbet ediyor, tanışıyor, sarılıyor, sosyalleşiyor. Elimin boş kalmaması için tuttuğum kadeh, oradan oraya sohbette, keyifte, danstayım ben de.

O sırada, yalnız oturan bir arkadaşım gözüme çarptı, ona doğru ilerledim ve masada onun karşısındaki yere oturdum. Bir yandan sohbet edip bir yandan şakalaşıyoruz, bir yandan da geçenlere laf atıyoruz. Ama aniden midem korkunç şekilde bulanmaya başladı ve lavaboya zor koştum.

Geldiğimde arkadaşım çok endişelenmişti; ne olduğunu anlamamış, merak etmiş, peşimden de cinsiyet farklılığı sebebiyle gelememişti.

Durumu anlattığımda, gözleri yerinden çıkacaktı;’’Banu! Senden 10 dakika kadar önce oradan bir kız kalktı. Yaklaşık yarım saat kadar sohbet ettik. Ve tek bahsettiği şey, apandisit sebebiyle midesinin nasıl sürekli bulandığı ve bunu asla durduramadığıydı.’’

Şimdi eğer ben, madde hafızasını bilmiyor, hatta inanmıyor olsaydım, arkadaşım, benim enerjileri görebiliyor ve hissedebiliyor olduğumu  bildiğinden, bana bu bilgiyi vermiyor olsaydı, eminim o gecenin sonu hastane, bulunamayan sebep, bulunamasa da verilen ve içilmesi gereken ilaçlarla bitecekti. Ama aslında olay çok belirgindi; biraz önce oradan kalkan kız, kendi tüm deneyimlerini oturduğu koltuğa bırakmış, ben de o maddenin hafızasına-enerji alanına girdiğim anda, beni etkileyen bu hafızanın bana ilettiklerinin etkisini üzerimde görmeye başlamıştım.

Bunu, ‘’her oturduğunuz yerden korkun, her gittiğiniz yerden tedirgin olun’’ diye anlatmıyorum. Bunu anlatma sebebim, sizi siz yaptığını zannettiğiniz her olay ve his, aslında sizin olmayabilir, dikkatli olun demek. Nasıl dikkatli olacağız, ne yapacağız, madde hafızası nasıl değişir? Bunlar belki de bambaşka bir kitap konusu. Şu anda tek bilmeniz ve belki uygulamanız gereken; hayatınıza yeni bir maddeyle temasta farklı bir his giriyorsa ve bu his sizi memnun etmiyorsa, ondan bir uzaklaşın bakalım hissiniz de farklılaşacak mı?

Dışarıdaki eşyalar, sizi çok endişelendirmesinler. Onlar gelir ve geçer. Etkilese etkilese sizi kısa bir süre etkileyebilirler. Siz de madde hafızasının farkındaysanız, hissettiğiniz anda zaten ondan uzaklaşırsınız. Bizim için esas önemli olan, içinde yaşadığınız ortamlar ve ortamları doldurduğunuz maddeler.

Evinizdeki her eşyaya şimdi ,sizin evinize geldiği günden beri,ya da varsa gelmeden önceki sahibiyle yaşanmış her hafızayı içine emmiş ve her gün buram buram dışarı yayan bir makine gibi bakmanızı istiyorum sizden.Eminim eski kocanızdan kalan ve üzerinde sizi defalarca dövdüğü- kavga ettiğiniz  ya da seviştiğiniz koltuğu evinizde tutmuyorsunuzdur.Ya da eski sevgilinizin, iyi dileklerini belirterek kafanıza fırlattığı kül tablası, hala masanızın üzerinde değildir …Yani değildir ?? Di mi??

Şaka bir yana… Evinizin içinde şöyle bir dolaşın. Artık zihninizin bir tarafı, maddelerin hafıza kaydedici ve yayıcı olduklarını biliyor. Ve siz, tüm eşyalarınıza o gözle tekrar bakın. Etrafta kendinizi kötü hissettirebilecek hatıralara şahit olmuş çok eşyanız var mı? Ya da hiç kullanmadıklarınız? Ya da hiç farkına bile varmadıklarınız. Bir zamanlar oraya konmuş ve daha sonra hiç ellenmemiş olanlar? Giymediğiniz ama yığıp yatakların altını, dolapları, bavulları doldurduğunuz kıyafetleriniz çok mu? Ailenizden kalmış, yıllardır kullanılmamış, hatıra diye sakladıklarınız? Çocukluğunuzdan beri duran, aşk acılarını perçinleyen, neden orada olduğunu bilmediğiniz, ama hatıra kutusu varsa ‘’içinde durmasından kime ne zarar gelir?’’ diye tuttuklarınız?

Tekrar söylüyorum: Sizin madde hafızasını okuyamıyor olmanız, onların enerji taşımadığını, sizin madde enerjisini göremiyor olmanız, onun olmadığını göstermiyor.

Yine küçük bir yaşanmışlık koymak istiyorum burada araya:

Bir öğrencimle çalışmaya başladığımızda, amaç, farkındalığı başka yere çekmek, hayata olan bakış açısını biraz genişletmekti. Çalışmanın bir köşesinde, çocuk sahibi olma isteği ve olamamasının sorunu gündeme geldi. Çalışmalar devam ederken de kendine dair tüm düşünce kalıplarını sözde bırakırken gözde de bırakabilmesinin ne kadar önemli olduğu konusuyla evini temizlemesi gerekliliği ortaya çıktı.

Madde hafızasını göremiyordu, neden atması gerektiğini bilemiyordu, neden evde o asla kullanmadığı bin şeyi tuttuğunu da anlamıyordu, ama konu temizlik yapma işine gelince, sürekli kaçıyordu. Bir süre sonra bu aşamada kendisini içinde tutan madde enerjisini etrafından temizlemezse, çalışmalarımızın bir işe yaramayacağını söyleyerek çalışmaya son verdim. Aylarca beni aradı, aylarca yapamadığını ve neden yapamadığını bilmediğini söyledi, aylarca durdu, resmen hareket edemedi.

Ben aslında o kadar iyi biliyordum ki olan biteni… Evde temizlik yapıldığında, enerji alanı açılacak, hareket etmesi hızlanacak ve hayatı değişecekti. Yani ‘’tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan’’ durumu vardı. O hareket edemediği için yapamadığını söylüyordu,ben de yapamama sebebinin, evdeki senelerdir kullanılmayan eşyaların enerji alanını bataklık yoğunluğuna getirdiğini,çaba sarf edip evi bir an önce temizlemezse hiç kıpırdayamayacağını ve bir yerden başlaması gerektiğini söylüyordum.

Sonunda bir yerden başladı, attıkça hızlandı ve evi tamamen kullanılmayanlardan temizledi… Evden nelerin çıktığına kendisi bile inanamadı. Temizlikten bir ay sonra, hamile kaldı. Şimdi her gittiği evde insanlara sürekli kullanmadıkları eşyaları bir an önce evden çıkarmaları gerektiğini söyleyen, hatta eline geleni, ihtiyacı olanlara dağıtan bir tatlı cadıya dönüştü.

Eşya temizliğinin nasıl bir hayat dönüştürücü etkisi olduğunu, inanın, yaşamadan hayal bile edemezsiniz. Bir deneyin…

‘’Çok kolay’’ demiyorum. Biz savaştan çıkmış bir neslin torunlarıyız; hep ‘’sakla samanı gelir zamanı’’ mantığıyla büyütüldük. Hep, kenarda ne kadar eşyamız varsa, o kadar güvende ve zengin olduğumuz aşılandı bize. Ben size tam tersini söylüyorum: ‘’arkadaşlar, ne kadar kullanmadığınız ve ihtiyacınız olmayan maddeyi etrafınızda barındırıyorsanız, o kadar onların kölesi oluyorsunuz demektir. Ne kadar ihtiyacınız olmayan maddeye sahipseniz, o kadar işiniz var demektir. Ve onlardan hangi hızla kurtulursanız, o hızda zenginleşip özgürleşeceksiniz.’’

Maddenin var oluş mantığı, bize hizmet ediyor olmasıdır. Eğer bize hizmet etmiyorsa, biz onlara hizmet eder hale geliyoruzdur.

Düşünsenize, okuduğunuz, artık asla okumayı düşünmediğiniz bir dünya kitabınız var. Onlara koca koca kütüphaneler yaptırıyor, kolilere koyup kaldırıyorsunuz. Onlara dolap yaptırmak için evinizden mekân, cebinizden para veriyorsunuz. Onları temizlemek için yardımcılar tutuyor ya da kendi emeğinizi ortaya koyuyorsunuz. Ya da kıyafetleriniz; bir zamanlar çok para verip aldınız veya hediye geldi. Giydiniz, giymediniz; ama orada duruyorlar. Artık kimsenin onları ellediği yok. Onları havalandırıyor, arada temizliyor, yine oda oda dolaplar yaptırıyorsunuz.

Yapmayın, bırakın başkaları giysin, bırakın başkaları okusun! Onlar size hizmet etmişler ve artık hizmet süreleri dolmuş. Ne size ne başkalarına faydaları dokunuyor. Hatta size sürekli iş çıkartıyorlar. Neden tutuyorsunuz hala onları evinizde?

Bir tek maddenin enerjisini, bir tek gün görseydiniz, eminim kendinize bunu yapmazdınız…

Neyse… Madde enerjisi için aslında şimdilik daha fazla bir şey şimdilik söylemek istemiyorum. Şu an bahsetmek istediğim şey, bu enerjiyi tutabildiğimiz kadar nasıl temiz tutacağımız?

Peki… O zaman sırayla üstünden geçelim:

1.Bütün evi gözden geçirdiniz. Kullanmadığınız, artık kullanmayı düşünmediğiniz, artık size hizmet etmeyen her şeyi kaç para verdiğinize, nerden aldığınıza, kimin tarafından geldiğine önem vermeden, sadece kullanımı olmamasına dikkat ederek, evinizden çıkartıyorsunuz. Buradaki kullanmama kriteri, maksimum bir yıl olmalıdır. Eğer bir yıldır bir şeyi kullanmadıysanız, muhtemelen artık kullanmayacaksınız demektir.

Yok, hem kullanmadığınız ve kullanım alanı çok olmayan bir eşyanız var, hem de onun evinizde kalmasını istiyorsanız, o zaman onu kesinlikle altı ayda bir kullanıyorsunuz ve peşinden yine kesinlikle ya yıkıyor ya da güzelce siliyorsunuz. ( Sadece çok özel partilerde giyebileceğiniz bir ayakkabınız ya da bir gece kıyafetiniz var diyelim. Her sene giyemiyorsunuz da, ama atmak da istemiyorsunuz. O zaman, evde, altı ayda bir yemek yaparken, otururken, film seyrederken giyiyorsunuz, onunla biraz dolaşıp, ona hayat veriyorsunuz,e tabi haliyle halinize bolca gülüyorsunuz ve temizliğini yaptıktan sonra onu tekrar yerine koyuyorsunuz.)

2.Evinizin temizliğini maksimum haftada bir düzenli yapıyorsunuz ya da yaptırıyorsunuz. ‘’Temizlik’’ derken, burada bahsettiğim, evinizin her köşesine ıslak bez, su değmeli. Su, muhteşem bir enerji dengeleyicisidir.

3.Evinizde eğer çok fazla süs eşyası varsa ve bunların kalmasına karar verildiyse, her temizlikte, kesinlikle ve kesinlikle yıkandıklarından veya sulu bir bezle silindiğinden emin olmalısınız.

4.Özellikle yatak odanızın çok sade ve gereksiz tüm eşyalardan arınmış olmasına dikkat etmelisiniz. Yatak odası, uyurken, ortalama sekiz saatinizi geçirdiğiniz, en önemli mekânlardan biridir. Ve madde hafızasının, uyurken nasıl sizin enerji alanınızı nasıl beslediğine dair, ufak bir bilginiz olsun istiyorum. Lütfen, yatak odanızın gerekmeyen eşyalarla dolu olmamasına özen gösterin.

5.Ailenizden kalmış kolye, bilezik, yüzük… Her ne ise… Varsa ve bunlar elmas, yakut gibi değerli taşlar taşıyorsa. Lütfen temizlemeden takmayın! Temizlemek için tuzlu su dolu olan bir kabın içinde, bir tam gün bekletmeniz yeterlidir.-Elmas suya konmaz dediğinizi duyabiliyorum… Altın, pırtlanta ve tüm diğer değerlilerde suyla devam edin , elması da bir elmas ustasına götürüp temizletebilirsiniz. Maksimum 3 dakika sürüyor özel sıvısıyla temizlemesi… Üzerindeki tüm enerjiyi, neredeyse nötr hale gelecektir.

Ama konu kristallere gelmişken söylemeden edemeyeceğim; kristaller çok muhteşem enerji emicileri ve yansıtıcılarıdır. Bu ne demek?

Bu şu demek: kristali hangi enerjiyle doldurursanız neredeyse yüz katını size geri yansıtacaktır.

Filmlerde yine görmüşsünüzdür, cadılar, medyumlar… Hepsinin bir kristali vardır. Çünkü gerçekten işe yarar. Ama eğer böyle taşlar takıyor, evinizde barındırıyorsanız, lütfen en fazla 15 günde bir, tuzlu suda enerjilerini sıfırlayın. Yoksa düşünsenize! Elinizde muhteşem pırlantanız, erkek arkadaşınızla kavga ettiniz. Pırlanta, sizin terk edilme korkunuzu, onun kızgınlığını, sizin çaresizliğinizi, onun korkularını içine emdi. Püff… Tuzlu suyla ya da suyla buluşmadığı sürece onu her taktığınızda bu hisleri size yüz katıyla geri yansıtacaktır.Burada bir önemli nota daha var , onu unutmuşuz… Nasıl harici disc i bilgisayarın yanına koyunca dolmuyor ya da içindekiler silinmiyor, konut vermek gerekiyor bilgisayara bağlayıp, aynı şekilde sizin de kendinize bağlanıp, kristalinize komut vermeniz gerekiyor.-)

Taktığınız yüzük, kolye bir şekilde elinizi yıkarken ya da yıkanırken suyla temas edecektir. Ama lütfen evdeki kristallerinize ve kullanmadığınız mücevherlerinize dikkat edin.

6.Kimseye ayıp olmasın diye, kendinize ayıp etmeyin ve hoşlanmadığınız hediyeleri eve doldurmayın, giymeyin. Sevecek birilerine vererek hem birilerini mutlu edin, hem kendinizi mutsuz etmeyin, hem de evin enerji alanını kirletmeyin.

Bunları yaptıktan sonra, hissinizin nasıl farklı olabileceğine dair en ufak bir düşüncenizin olmadığını biliyorum. Ama… İnanın siz bile kendinizi tanıyamayacaksınız; uyku sorunu yaşayanlar, kaybetme korkusunda boğulanlar, geçmiş hesaplarını kapatamayanlar, hareket etmekte zorlananlar, sürekli halsizlik sorunuyla boğuşanlar, kimsenin onu istemediğini ve tercih etmediğini düşünenler, eskiyle vedalaşamayanlar, hayatına yeni bir şeyler katamayanlar… Bu sözüm özellikle size. İnanın hayatınız değişecek. Uygulamaya cesaretiniz varsa tabii ki.

………..

Daha sonra üç ana maddeye indirdik daha kolaylık olsun diye evde madde temizliğini:

1. Elindeki her ne ise-tek tek evdeki eşyaların üzerinden geçerken: Ona Aşık mısın?

Cevap hayırsa gidiyor- evetse,

2. Sana hizmet ediyor mu? Artık daha zayıfsın bol geliyor, çocuk büyüdü süt sağma makinası ,vs vs

Hayırsa gidiyor- evetse,

3. Sana hatırlattığı, seni geçmişe götüren bir anısı var mı? İyi ya da kötü…Seni andan çıkarıp, kendini madde olmaktan çıkarıp, seni geçmişe ya da geleceğe götürürken kendini de olduğu şeyden farklı bir hale getiriyor mu?

Evetse gidiyor, hayırsa .-) kalan sağlar sizindir…

Bölüm 6 Sonu…

Tüm sevgimle,

Banu