Gecenin sessizliği anın gerçeği olduğunda, anın dinginliği hayatın aslı olduğunda, kendi zannettiğinin ötesinde asıl olan var olduğunda, var olmasına imkan sunulduğunda, hayat tüm anlamını, tüm var oluş sebeplerini, tüm asıl olanın zerafeti ve huzurunda sunuyor.. Sunmaktan keyif, olmaktan zevk alarak… Oluş sebebini her an akıtabilmenin mutluluğunda, ışıldayarak…

Asıl olan..Öz..

Gelirken dünyaya getirdiğimiz…

Sadece bizim olan, bizde olan, bizden var olmak ve akmak, akarken deneyimlemek ve deneyimletmek için bu bedende, sadece bizim olan o eşsiz ortalamada, dünyada asla başka bir insana sunulmamış o tek ve muazzam bedende yaşamak ve yaşatmak istiyor varlığını… Parmak izinin essizliği gibi mürekkebe bulandığında ve kağıda basıldığında görünür olan, bu hayata bulanmak ve hayat izini o koca resmin içine basmak istiyor.. O olmazsa, bedeninden ayrılmadan kendini sermezse var oluşuyla tüm yaşanmışlıklarının , o resmin asla tamamlanmayacağını bilen tarafıyla…

Öz…

Gözün en derinlerinde saklı bazen üstüne atılan bir dünya inanç, o inanca katılmış deneyim, o deneyimin getirdiği acılar, kırgınlıklar , kızgınlıklarla…

Ama orda…

Baktığımız her canlı, gördüğümüz her nefesle ortada salınan…

Işıltı arttıkça gözde kendini daha çok ortaya koyduğunu, aslını yaşattığını bilir yapan…

Öz bilir gerçeklik çizgisini…

Güçlüdür seçimlerinde…

Tüm manipilasyonların ötesinde yaşar anın keyiflerini gerçeğinde yürüyor olmasının ona verdiği sağlam zemininde…

Dünya üstüne çökmek ister bazen , bazen insanlar, bazen sevdikleri, bazen en temelinde kendi zannettiği ve tüm öğretilmişlikleri…. Ama o kadar yoğundur ki özünde yaşamanın getirdikleri: yürüdüğü zemin boşluk değildir onun, ip üstünde yürür hissiyle sallanarak ilerlemez aslında çoktan geçmiş olan geleceğine, koca bir otobanda sürer gibi kendini hızlıca ilerler gönlünün çektiğine…

O hızlandıkça daha da yok olur sanki etrafındaki görüntüler, daha da anlamsız olur sanki dışarıdaki sesler… O, kendi müziğinde …

Öz özü görür bağlandığında kendine…

Her özün gücünü bilir…

Her seçimin ve yaşantının karşısındaki gözün tercihi olduğunu, hazır olmadığı hiç bir deneyimi kıyısına yaklaştırmayacağını, insanlığa dair her duyguyu deneyimlemek için girdiği kuyudan, istediği anda çıkabileceğini, bu isteğin kafadan değil, bedenden değil, zihinden değil, özden geldiğinde gerçek olduğunu, her gözün dalarken kendi deneyim kuyusuna kendi iplerini sıkı sıkı bağladığını, dostlarını ve güvenlik iplerini düzgünce bağlamadan oraya asla dalmayacağını bilir…

Saygısından, sevgisinden, özeninden ve bütünlüğünden öz göze gelmeden o deneyimde.. Dokunmaz ruhunun kardeşlerine…

Acımanın en olmadığı yerde yaşar öz… Yaşamın ve yaşamaya adanmış tüm ruhların seçimlerinin cesaretindeki çeşitlilik, büyüklük, eşsizlik ve güzelliklerin büyüsüyle…

Korkuyu çok ciddiye almaz öz… Bedenin bir oyunu olduğunu bilir kendini yaşamaya izin verirliğinde.. O bedenin onu hapsetmek ve kapatmak için değil, onu yaşatmak için onda olduğunu bilir.. Onun hapishanesi değil, dünya kostümü olduğunu bilir.. Eğlenir onunla, keyfini çıkartır, temiz tutar onu, parlatır.. Pencereleri ne kadar temizse, o kadar iyi göreceğini, hücreleri ne kadar temizse o kadar iyi hissedeceğini, kanallarını ne kadar temizse o kadar besleneceğini ve ürün vereceğini bilir…İyi bakar kostümüne..Özenir… Ama oyunlarına gelmez onun, yarattığı korkuyu yeniye dair duyduğu ciddiye almaz.. Her korkusunda kafasını oksar onun önce, sonra derin bir nefes aldırır ve ona olanı yaşatır… Bu muhteşem kostümü her seferinde onurlandırarak, onun kendisinin hizmetinde var olduğunu hatırlatır. Yaşar öz.. Korkusuzca… Korkanın bedeni olduğunu bilip, ona büyük bir saygıyla…

Suçluluk duygusunu bilmez öz…

Her ruhun yaşantısına hizmet ettiğini bilir her anın ve kendini ortaya koyarlığında…

Her ruhun seçimlerinin gücünü bilir, her yaşanmışlığın bir deneyimin parçası olduğunu ve kendinden başka görünmez iplerle bağlı olduğu tüm gerçekliğin ihtiyacında hareket ettiğinin farkında…

İyi hissettiren tüm deneyimleri çoğaltmaya, kötü hissettiren tüm deneyimleri iyi hissettirene kadar öğrenmeye, dönüştürmeye, değiştirmeye hazır nefesindedir…

İyinin ve kötünün bittiği yerde, bütünündedir…

Mucizelere inanmak, mucizeleri aramak onun işi değildir…

En büyük mucizenin bu bedenin içinde, bu dünyanın oksijeninde, tüm bu hislerle yürüyebilmek, yaşayabilmek, görebilmek, dokunabilmek, görünebilmek, görebilmek olduğunu şükranla kabuldedir…

Sevginin ötesinde, gerisinde, dışında…

Hiç bir sey olmadığını bilir öz…

İyinin ve kötünün bittiği yerde… Tüm yargıların tükendiği ve gerçekliğini kaybettiği, her türlü davranışa , davranışla, sevgisini hayata getirir…

Gerçeğini sevgisiz tüm yakınlaşmalardan uzak tutar öz…

‘’Dur’’ demeyi tüm bu bağlamlarda çok iyi bilir…

Hamama giren terler gibi… Özü görmek ve yaşamak için soyunmak gerektiğini tüm sahte gerçekliklerden, öyle ya da böyle… Öğrenir ve öğretir…

Zaman zaman kussa bile biri… En çıplak halinde bile derisinin içine işlemiş olanın temizlenmesinden keyif alır öz… En temiz sularında iki sevdiğin, bitmez kaynağın altında olmanın huzunda, şevkatle ve saygıyla temizler, temizlenir… Buna şahitliğin ,bu şahitlik için ona sunulan güvenin, bir aşkın daha bedenlenmiş bünyesinde kendisini hatırlamasının keyfinde, özlemle gerçek sarılmaların dinginliğindedir…

Sadece gerçek olan kalacak…

Ve yaşanmışlıkların kalitesini hep öze adanmışlıklar gerçek yapacak…

Yolumuz aşk, gerçeğimiz yaşanır olsun hep…

Banu