Sensiz Olmaz… *100* İğne Oyası- Son Minikler- Ben

flowers-2562079_960_720

İğne Oyası

Kitabın sonlarına gelmişken artık , birkaç tiyo versem size; hayatın içinde daha iyi hissettirecek sizi? Hani aklınızda olsun diye, hani zaten bildiğiniz, hani hatırlatmak için, hani belki yaparsınız diye, hani belki üstüne bir de şu an olduğunuzda daha iyi hissedersiniz diye. Sadece bir gün, belki bunu denersiniz ve günlerin neye dönüşebileceğini görebilirsiniz diye? Gün içinde neler yapabiliriz hayatın içinde daha iyi hissetmemize yardımcı olacak, istediğimiz hayatın duygularını kıyımıza taşımakta yardımcı olabilecek belki…Bir bakın bakalım, deneyin… Günün hissinin yavaş yavaş nerelere çekileceğini izleyin, deneyimleyin…

  1. Sabah güne koca bir bardak ılık su içerek başlayın. Kocaman ama… Bira bardağı kıvamında. Ve bütün gün suyu her gördüğünüzde bir bardak daha için.Yatmadan önce koca bir bardak içmeyi de unutmadan. Hatta içine biraz da limon suyu ekleyin arada…
  2. Yataktan kalkar kalkmaz televizyona sarılmadan, gazeteden uzak durarak, dergileri karıştırmadan geçirin en az bir saatinizi. Zihninizi sakin sakin güne hazırlayın.
  3. Mümkünse canlandırıcı bir müzik açın bedeninizi ve zihninizi. İçinde ‘ Batsın bu dünya ‘, ‘ aslında aşk yook’, ‘ hayat insanı bitirir’, ‘Aşk insanı yer bitirir,’ Pazar dediğin zor kazanılır’,’Bütün erkekler zaten berbattır, bütün kadınlar da ıbır zıbır ‘ olmayan ama… Neşeli, eğlenceli hem müziği hem sözleriyle…Hatta abartın biraz, dans edin,bedeni eğlenceden mahrum etmeyin.
  4. Gün içinde cep telefonlarınızla konuşmanız gerekirse lütfen kulaklık kullanın ve telefonunuzun oturduğunuz alandan uzak, ama duyabileceğiniz mesafede olmasını sağlayın. Uyurken kapatabilirseniz kapatın, yok kapatamıyorsanız, odanızdan dışarıda bir yerde hizmetine devam etmesini sağlayın.
  5. Şikâyet eden insanlardan uzak durun. Çözüm arayan arkadaşlarınızdan kaçın demiyorum, amaç sadece şikâyet etmekse sizi emmelerine izin vermeyin diyorum. Siz de gün içinde her şikâyet etmek için ağzınızı açtığınızda durun ve çözüm ne olabilir ona odaklanın
  6. Aklınıza her kötü bir şey geldiğinde hemen iyi bir şey düşünüp dengeleyin.
  7. Eğer trafikteyseniz ki büyük şehirlerde yaşıyorsanız birçoğunuz günün büyük bir kısmında orda, söylenmek yerine o zamanı keyifli geçirmek için hazırlıkla binin arabalara; güzel bir kahve, muhteşem bir müzik, tatlı bir dost sohbeti, belki zamanınız olmadığı için okuyamadığınızı söylediğiniz sesli kitaplardan biri.İyi vakit geçirin yolculuğunuzda.
  8. Gün içinde en az üç kişiyi takdir edecek bir şeyler bulun ve edin. Kendinizi unutmadan, yaptığınız şeylerin içinde takdiri hak edenleri görerek ve fark ederek…
  9. Sadece kendinizi mutlu etmek ve şımartmak için gün içinde en az otuz dakikayı sadece ve sadece kendinize ayırın. O arada neyse istediğiniz, kimse için değil, kimseyle değil, sadece kendinizle onu yapın.
  10. Gece gelip de uyumak için yatağa uzandığınızda, zaten televizyon yok asla odanızda, başka hiçbir şey düşünmeden o gün içinde olan muhteşem şeyleri sadece düşünüp, teker teker şükran ederek uykuya dalın…
  11. Yediğiniz, içtiğiniz her şeye farkındalık getirin… Gerekenden fazlasını bedeninize sokup onu yormayın, koruyucularla bulanmışlarla onu zorlamayın, doğala en yakınları ya da en doğallarıyla ona minnetinizi belirttin bir şekilde.. Elinizden gelenin en iyisiyle..
  12. Bol bol kahkaha atmak için alan açın. Kahkahanın ve mutluluğun şifalandırıcı gücünü unutmayın.. Komik şeyler okuyun, izleyin, dinleyin… Kendinize zaman zaman gülemyi unutmadan…
  13. Hayatınızda kötü giden şeyler olduğu, olabildiği gibi, iyi giden şeyler olduğunu da unutmayın… Günün önemli bir bölümünü bilinçli bir şekilde iyi giden şeylere odaklanmak, onlar için hissettiklerinize bağlanmak için geçirin… Kötü giden şeyler için de çözüm odaklı olmadıkça odağınızı orada tutmamaya çalışın…
  14. Mutluluk yolunda atılan bütünlük çalışmalarında bedenin yok sayılamayacağını unutmadan, günlük rutininize onu besleyecek, keyiflendirecek aktiviteler katmayı unutmayın.
  15. Her türlü kararınızı verirken ve hayata geçirirken, kararlarınızın sevgi bazlı olduğundan emin olarak hareket edin…
  16. Kullanmadığınız artık işinize yaramayan her maddeyi evinizden, artık işinize yaramayan geçmiş yaşantılarınızın acısını ise bünyenizden temizleyin… Gerekirse bunun için destek alın…
  17. Bildiklerinizi sorgulayın, bilmediklerinizi öğrenmek ve deneyimlemek için alan açın, bilmediğinizden bile haberiniz olmayan gerçekliklerin olabileceğini ise aklınızdan çıkarmadan yeniye yargısız ve açık, kendiniz gibi yaklaşın.

 

Keyfiniz hep en bolundan olsun…

 

Hayata…

Hayatta yeni bir gün bugün. Kitabı bitirdik beraber….Ama hayatın da aynı şekilde tamamlıyoruz aslında; beraber… Geçmiş günlere baktığımızda pek ayrı görsek de kendimizi aslında yaptıklarımız ve hissettiklerimiz pek benzer; İstedik, elde ettik edemedik, küstük, barıştık, yalnızdık, beraberdik, ağladık, katıldık gülmekten, âşık olduk, sevdik, seviştik, ayrıldık, buluştuk, baktık, gördük, büyüdük, yardım ettik, yardım aldık, çoğaldık, yalnızlaştık… Yaşadık…

Ve eğer hala gözleriniz takip ediyorsa yazdıklarımı ve ben şu olduğum anda yazabiliyorsam bunları şu anda hala yaşıyoruz demektir.

Hala yaşıyorsak daha şansımız var demektir; istediklerimizi cebimizde tutmaya, istemediklerimizi atmaya, yerine istediklerimizi koymaya daha şansımız var.

Hepimiz için yeni gelenin ilk duası olsun bu, buradan evren denen boşluğa, yaratmaya;

İstemeye gücümüz olsun, istemekten çekinmediğimiz, isterken şımardığımız, arsızlaştığımız bir günlerimiz olsun. Ne istediğimizi bilecek farkındalığımız en büyük dostumuz, istedikleri yaratacak gücümüz sevgimiz olsun.

İstediklerimiz gerçekleşince onları alacak odamız olsun. Ev sahipliğimiz muhteşem olsun gelene. Öyle güzel ağırlayalım ki geleni tüm muhteşem dostlarını da doldursun yanımıza.

Görecek gözlerimiz, duyacak kulaklarımız, hisseden bir bedenimiz, hissettiklerimize sahip çıkan bir benliğimiz olsun ömrümüzce.

Ruhumuzun her türlü duyguyla coştuğu, en coşkulu halimizi bir kez daha sahiplendiğimiz anlarla dolu olsun günlerimiz. Her daha olmaz ki dediğimiz de, daha da zenginleştiğimiz bir günler olsun.

Ruhumuzun tüm zenginliğinin etrafımıza dolsun. Ne istersek maddeden evimizi, cebimizi, işimizi doldursun.

Aşk olsun. Kalbimiz her gün aşkın pırpırıyla dolsun. Karnımız uçuşan kelebeklerle dolsun. Ömrü bir gün olduğu iddia edilenler ölümsüz olsun.

Herkesle uğraşmayı bırakıp kendimizle uğraştığımız anların bütünü olsun.

Çok gezme olsun. Çok yeni olsun. Çok heyecan olsun. Gitmedim denilen yerlere gidilsin, görmedim denilen yerler görülsün, yemedim denen şeyler yenilsin… Ama en çok kalbimizin dokunulmamışlarının keşfedildiği seneler olsun.

Yapamam denilen her şeyin yapıldığı, olamam denilenlerin olunduğu bir ömür olsun istediklerimizde.

İyi insanlarla karşılaştığımız, Onların farkına vardığımız, onlara değer vermeyi seçtiğimiz, onları hayatımıza katma cesaretinde olduğumuz günler olsun.

Herkes âşık olsun artık. Aşkın gözünden tanındığı, elinin tutulduğu, sarılıp sıkı sıkı uyunduğu, her ne olursa olsun daha da âşık olduğu, olunduğu zamanlar olsun. Aşka âşık bir hayat olsun…

Düş denen her şeyin gerçek olsun. Düşlemeye bile hatta cesaret edemedikleriniz, tüm arzu ve istekleriniz kalbinizin ışığında elimizin hemen ucunda olsun.

Ben olsun bu sene. Biz olsun. Benle bizim karıştığı bir dünyada yaşamanın keyfi olsun.

Korkularımızın bol olduğu, korkularımıza yenilmediğimiz, her gün büyüdüğümüz, daha da büyüdüğümüz bir ömür olsun…

Ne istersek o olsun en güzelinden…

Yeni yıllarımız istediklerinizin kaldığı, istemediğimiz her şeyi hayatımızda yok eden, düşlediğimiz her şeyi bize getiren seneler olsun…

Ve …

Öyledir zaten…

Sevgimle,

Banu

Ben

Bu yazı sadece benimle alakalı.

  • Neredeyse kendimi bildim bileli anneyim. 22 yaşında evlendim, 24 yaşında oğlumu doğurdum … Onunla büyüdüm, hayatımı onunla kurdum. Hayatımın büyük bir çoğunluğunu anne olmakla, anne olmaya âşık olmakla, kendimden başka bir canı hep kendimden çok severek ve onun kendini daha çok sevmelisin söylemleriyle geçirdim. Bu deneyimi bu kadar keyifle yaşadığım için çok şanslıyım ve oğluna hayran bir kadınım.
  • Çocukluğumda çok normal olmadığımı anlamamla beraber içime kapanışları ve kaçışları yaşadım. Herkesin birbirinizin zihninden geçenleri okuduğunu sandığım, herkesin birbirini etrafındaki ışıklarla gördüğüne inandığım, olası geleceklere ve olmuş geçmişlere herkesin ulaşabilir olduğumu düşündüğüm bir yerdeydim. Böyle olmadığını fark ettiğimde bu gerçeklikten kaçmak için çok uğraştım. Bu kendimden kaçışım ve kendimi reddedişim bana bir dünya hastalığı, geriye dönüp baktığımda bir dünya zor deneyimi getirdi.
  • Öğretmenlik çocukluğumdan beri en büyük tutkumdu… İlkokul öğretmenim dünyanın en sevgi dolu insanlarından biriydi. Beş yıl boyunca bizi sevgide tutmak, ama kendimizi geliştirmek, elimizde olan her şeye şükretmek ,daha fazlasını istediğimizde kendi daha fazlamızı kullanmamız konusunda bizi hep destekledi. Çalışmanın ne muhteşem bir şey olduğunu, kendi potansiyelimiz içinde yapamayacağımız hiç bir şey olmadığını, her birimizin kendi hazinelerimizle dünyaya geldiğimizi, birbirimizi severek desteklememiz gerektiğini, herkesi olduğu gibi kabul ederken kimseyle değil en çok kendimizle, kendimizin dünkü halini geliştirmekle sorumlu olduğumuzu öğretti. Kızı sınıf arkadaşımdı ve lösemiydi. O dönemler her ayın 3 gününü onlar hastanede geçirdiklerinde sınıfın derslerden geri kalmaması için benden sınıfa o sürede öğretmenlik yapmamı istediğinde daha ikinci sınıftaydım. Büyülendim… Bilginin aktarıcısı olmak, dönüşümün bir parçası olmak, buna şahitlik etmek… Şu an mesleğim dediğim en saf çocukluk hayalimdi…
  • Sonrasında şimdi artık olmayan, Moda’da deniz kenarında 7 senemin geçtiği Moda Koleji hayatıma girdi… Hayatın çok karışık olduğu, hastalıklarımın tavan yaptığı, hayatın benim için çok zor olduğu o yedi senede kendime yeni bir aşk buldum; İngilizce ve İngiliz Edebiyatı… Bryron, Keats, Shelly arasında dolanırken Sheakspeare’le tanıştığımda artık içinde dolaşmam için ne kadar çok zarif bilginin dünya tarihine atıldığını fark etmemle her şey bir başka oldu… Yazarların hayatlarına arada başka hiç kimse olmadan, çevirmen nefesi duymadan okuyabilir olmak İngilizceye daha da bağlanmama, açtığı kapılara saygıyla ona daha özenle yaklaşmama sebep oldu… Kitaplardan ulaşabileceğim insana ait bilgilerinin ve paylaşımların en yoğun olduğu dil paylaşımına aracısız ulaşım önümde kilit kilit duran kapılar için elime verilmiş anahtar gibiydi hissi…
  • Eğitimimi devamını Marmara Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünde tamamladım… Böylece hem eğitmenlik hem İngilizceyi aynı potaya koymayı başardım ve devamındaki yedi sene boyunca yaptığım İngilizce öğretmenliğinin her günü, çocuklarla buluştuğum ve geçirdiğim her an benim için başka bir cennete açılan kapı oldu…
  • Ve gün geldi, aynı heyecanla güne uyanmadığımı fark ettim… Daha fazlasını yapmak istiyordum, onun için daha fazlası olmam gerektiğini biliyordum, daha fazlamın ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu, çocukken unutmak ve yok saymak için uğraştığım tüm yetilerim üstümde kocaman bir yük oluşturuyordu… Bilmediğim ve anlamadığım ama yaşadığım şeylerin ne olduğunu öğrenme arzum öğretmenliği radikal bir kararla bırakıp metafizik dünyasının eğitimlerinin içine dalma kararımın yaşama geçmesine sebep oldu….
  • İngilizce öğretmenliği özel çalışmalarla beni desteklemeye devam ederken hayatıma sayısız ve çok değerli eğitmenler girdi. Yeni kavramlar, insanlar, öğretiler, gerçeklikler, deneyimler her gün bir yandan zorlarken bir yandan kendimin bambaşka taraflarını görmeme, deneyimlememe ve yaşamıma sokmama imkan tanıyordu. Hala da tanıyor…Eğitim süreci bir yandan devam ederken bir yandan da tüm bu çalışmalar sonuçta şu anda olan beni doğurdu. Yolum tekrar eğitmenliğe döndü. Ve 2006 senesinden beri birçok konuda hem gruplara hem de bireylere eğitimler veren oldum. Gerçeklikler, gerçeklik yaratımı, Ego kalıpları ve bunların yenilenmesi, düşünce kalıpları, zihin-beden –duygu farkındalığı üzerinden farkındalık artırımı, transal dans üzerinden öze bağlanma, psişik güçleri olan kişilere bunların nasıl kullanılacağını öğretmek, sorun sayılanların analizi ve sorunun üzerine çıkıp çözüm yaratabilme teknikleri bu süreçte öğretmekten en keyif aldıklarım oldu. Ben detayları öğrenmek istemiyorum diyenlere de bireysel yaşam koçluğu ve bireysel gelişim koçluğu yapmaya başladım…
  • Tüm bu olanlarda ailem ve dostlarım en büyük büyütenlerim ve destekçilerim oldular. Onların inancı,desteği, zaman zaman köstek gibi bile gözüken varlıkları içindeki hep var olan sevgi benim en büyük yardımcım ve bugünkü ben olmamın ateşiydi. Bugünümün en büyük şükranları her günümün en büyük paylaşımı ve yatırımı gibiydi… Hep kalbimin evindeymiş gibi yaşamayı hayata an be an geçirebilmemin en büyük destekçisi oldukları gibi gelen ve olduğum gibi kabul eden ve seven dostlarım ve ailem oldu.
  • İnsanın her şeyi içinde barındırdığına ve her şey olabileceğine inanıyorum. Neyi seçersek o olabileceğimize. İnanmanın ve bunun için çaba göstermenin her şey olduğuna.Kalıplardan çıkmanın zor olduğu zamanlarda da grup destekleyici güç olarak hazırda bulunan olacak hep, orada hep kendinin bir üst versiyonunu düşleyen ve bunun için çalışan insanlarla

Sanırım en ana başlıklarıyla…En uzaktan bakışta , ben tanımlarının başka köşeleri bunlar da…

Devamı ise zaten vardı parça parça okuduğunuz yazılarda……

Varlığınız varlığıma armağan ….

Geldiğiniz için, baktığınız için, gördüğünüz için, ben paylaşırken oradalığınız için… Teşekkürüm sonsuz…

Sevgimle,

Banu

2012

 

 

 

 

 

 

Sensiz Olmaz…*99* Parçik Pinçik

book-4133883_960_720

Parçik Pinçik

*’ Seni seviyorum’ sözü davranışlarla desteklenmediği sürece ‘sev beni, kimse beni sevmiyo, ben bile’ dışavurumundan başka birşey değildir…

* Aşk biri bire paylasmak değil,biri bire ayna tutup sonsuzluğa uzanmaktır.Sonsuzlukta çoğalmak,illizyonun yansımasında yok olmak,hiç olmaktır.

* *Yıkılan hayal yoktur. Gerçekleşmesi için yeteri kadar emek ve çaba sarf edilmeyen hayal vardır. Bu da hayallerin değil sizin yıkılmanıza sebep olur.

* Eğer bir hayaliniz varsa onu korumak, onun peşinden gitmek, onu yaratmak sizin görevinizdir. Yapabileceğinize inananlar olduğundan çok daha fazla yapamayacağınızı söyleyenler olacaktır. Sizi düşürmelerine izin verirseniz bu sizin probleminiz. O yüzden ‘ Hayali Korumak ‘ ve ‘ Hayali Yaratmak ‘ sizin işinizdir. Bir şeyi istiyorsanız gidin ve onu almak için gününüzü yaratın.

* Gece yatmadan aynayla yüz yüze geldiğiniz kendinize gözlerinizin içine bakıp ‘ seni çok seviyorum ve hak etmediğin hiçbir şeyi yanına yaklaştırmayacağım’ demeden uykuya gitmeyin.

* Tüm bir günü hiç şikâyet etmeden geçirmek için kendinize bir söz verseniz sizce bu sözü tutmuş olarak günü bitirebilir misiniz?

* Asıl sorun sorun olarak algıladığımız değildir. Asıl sorun, olanı sorun olarak gören algımız ve bu sorun olarak gördüklerimize verdiğimiz tepkilerdir. Algı değiştiğinde, sorun olarak görünen de ortadan kalkar ya da çözüm daha açık hale gelir. Şikâyet etmek ise kişiyi sorun algısında tutan en büyük çengeldir.

* Çocukların kurallara ihtiyacı vardır. Lütfen onları kuralsız ya da uygulanmayan kurallarla ne yapması gerektiğini bilmez halde bırakmayın.

* Mutlak doğru ya da mutlak yanlış diye bir şey neredeyse yoktur. Bu yargıyı içinde bulunduğumuz algı ve bilinç seviyesi belirler. Bilinç seviyeniz değiştikçe doğru – yanlış algınız da değişebilir. Bu da şu demektir; bir tartışmada herkes haklı olabilir.

* Her hastalandığınızda canım bedeniniz size bir şeyleri yanlış yaptığınızı duyurmaya çalışıyordur;’’ Beni düzgün kullanmıyorsun, benimle ve var oluşunla uyumlu düşünmüyorsun, bir şeyleri yanlış yapıyorsun.’ diye gözünüze sokmaya çalışıyordur hatta.

* Sürekli ‘ Olumlu Düşünün ‘ demek kolaydır. Ama düşünebilse düşünecek insanlar büyük bir olasılıkla.Olumlu düşünebilmek için zihni eğitmek, biraz egzersiz yapmak gerekir.Aynen kas yapmak gibi zihni düzenli bu konuda çalıştırmalıyız.

* Bir şeyi gerçekten çok istiyorsanız onu yaratmak için yüzde yüzünüzle elinizden gelenin en iyisini yapmalısınız. Ancak siz yüzde yüzünüzü ortaya koyduğunuzda evrenin mucizeleriyle karşılaşmaya, yüzleşmeye, onlarla burun buruna gelmeye, onları fark etmeye başlayabilirsiniz.

* İnsanlara sinir olmakla harcayacağınız vakti kendinizi geliştirmek için kullanın. Sinir olduğunuz her kişi size ya unuttuğunuz, ya kullanmadığınız, ya da kabullenmediğiniz bir tarafınızı hatırlatıyordur. Bırakın o insanlara sinir olmakla vakit öldürmeyi ve kendinizle barışın.

* İnanmak için görmem lazım ‘ dedi bir öğrencim. ‘ İnanmadığın şeyi göremezsin’ çıktı ağzımdan.

* Her gün, en az yarım saat, kendinizi şımartır mısınız?

* Aşktan, âşık olmaktan korkan varsa aranızda… Korktuğunuz âşık olmak mı gerçekten, aşk mı? ‘Aşkı yaşadıktan sonra kaybetmek bile hiç âşık olmamaktan iyidir ‘ diye bir cümle okumuştum bir zamanlar bir yerde. Eski acıların yeni mutluluklar doğurmasına izin vermeyecek misiniz gerçekten?

* Başkalarını sevmek için ayırdığınız vaktin bir kısmını lütfen kendinizi sevmek için ayırın. Sonucu hem sevmek hem de sevilmek olarak geri dönecektir, unutmayın ve üşenmeyin bunun için çalışın.

* Duygularınızdan tamamen siz sorumlusunuz. Kimse sizi zaten içinizde kabul etmediğiniz bir şey olduğunuza inandıramaz, kimse size sahip olup da içinizde taşımadığınız bir duyguyu hissettiremez.

* Öncelikler kararların temelini oluşturur. Ve… Karar vermemekte bir karardır.

* Siz kral olmadan krallık size teslim edilmezmiş. Olurda eline düşerse krallık daha kral olmadan olanın zaten o krallık çökermiş.

* Mutluluk için emek gerek, çalışmak gerek. Tüm doğru bildiklerinizi geride bırakırken kendi doğrularımıza gidebilmek için cesaret gerek. Ama… Hepsine değiyor. Mutluluk için harcanan her emeğe, Dökülen her gözyaşına, Uykusuz kalınan her geceye, günlerce sorgulamaya, binlerce terk edişe değiyor. Ama amaçsa mutluluk bu amaç için çalışmak gerekiyor. Siz istasyona gitmeden önünüzden hiçbir tren geçmiyor.

* İnsanın işine giderken yüreğinin çarpması, keyiften dört köşe olması, günün neler getireceğinin merakını içinde taşıması, sabah kalkarken ‘ Yaşasın bugün çalışmaya erken başlıyorum ‘ diyebilmesi dünyanın en büyük zenginliklerinden biri değildir de nedir?

* Söylediğiniz her yalanda beden titreşiminizin düştüğünü ve bunun sizi fiziksel olarak güçsüz kıldığı gerçeğini biliyor musunuz? ( Zihinsel ve duygusal kendini ver gerçeğini kabul etmeme durumunun yarattığı duygusal karmaşadan bahsetmiyorum bile)

* Beden ruhun istemediği şeyleri yaptığında yorulur.

* Sevgi ihtiyacını doyurmaya odaklı ilişkiler tehlikelidir; hep bir borçlu, bir alacaklı durumu vardır. Kendinize olan sevginiz o kadar doygun olmalı ki karşınızdaki insanı o olduğu için sevebilir durumda olmalısınız. İhtiyaçsız. O kadar dolu olmalısınız ki sevgiyle, sadece paylaşmanın zevki için paylaşır olmalısınız. Sonuç: Önce kendinizi hep ve daima, sevilmek istediğiniz gibi sevin.

* Sevgi, Eğlence ve Özgürlük. Yaşıyor muyum diye her sorduğunuzda kendinize bu üçünün hayatınızdaki varlığının ne kadar canlı olduğunu sorgulayın. Ve bu içi için çalışın, yaşayın. Yaşıyorum bu dünyada diyebilmek için ihtiyacınız olan üç temel budur.

* Siz büyüdükçe Canım Güzel Egonuz da büyüyor. Değişmeniz için daha sinsi, daha sinsi, daha ince planlar yaparak çıkıyor karşınıza.

* İstediğiniz daha kaliteli ve daha keyifli bir hayatsa beden asla yok sayılamaz. İyi bakılmalı, olası potansiyelini en yükseğiyle yaşayabilmesi için özenle desteklenmelidir. Bir de… Tabi ki iç güzellik iyidir. Ama dış güzellikte bir o kadar önemlidir. Olası en muhteşem halimizle yaşamaksa amaç lütfen bedene daha fazla ilgi gösterin.

* Unutmayın…Yapabilirim… Yapabilirsiniz… Yapabilirler…

* Hata yapılabilir. Bazen sadece kendimizi değil başkalarını da etkileyecek hatalar da yapılabilir. Hatayı görüp, yanlışı algılayıp, suçluluk duygusuna girmeden, öğrenilmesi gereken kişisel doğruyu öğrenip yola devam etmek gerekir. Ama bu arada, özür dilemeyi unutmamak da başka bir hatayı önleyebilir.

* Anda kim olduğumuzu bilip, olanı korkusuzca yaşadığımızda ancak bizi olduğumuz gibi seven insanları yanımıza çekebiliriz. Yoksa kalabalıklarda yalnızlığa mahkûm ederiz kendimizi. Yoksa biz yoksak bizi gösterdiğimizle sevenlere sahtekârlık ederiz. Yoksa.. Yumuşak karnımızı göstermeyelim diye kurduğumuz duvarların ardına hapsederiz kendimizi.

* Neye inanıyorsanız o gerçeğiniz olacaktır. Ve sizin inandıklarınız sizin gibi düşünen insanlarla paylaştığınız gerçeklerinizdir. Kendi gerçeğinizi bu sebeple mutlak gerçeklik sanmanız pek gerçekçi değildir.

* Sadece yapabileceğinizin en iyisini yapabilirsiniz. O da her an, her saniye yaptığınız hatalara takılmak yerine kendinizi geliştirmeye adarsanız değişir. Lütfen suçluluk duygusu duymayı bırakın. Öğrenip gerekeni öğrenip yola devam edin. Yapabileceklerinizin en iyisini yaparak…

* Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Gelen hediyeleriyle gelmiştir. Sevgiyle geleni onurlandırıp, ona da kendi hediyelerinizi sunup, zamanı geldiğinde yeni karşılaşmalara doğru yol almak gerekir.

* Memnun değilseniz değiştirin. Değiştiremiyorsanız memnun olmayı öğrenin.

* Hayatta en çok karıştırılan iki duygu şehvet ve aşktır. Acıya sebep olan his şehvettir, aşk asla acı vermez. Şehvet karşısındaki insanı meta gibi görür. Ona sahip olmak ister. Şehvette diğer insanı kendi ihtiyaçların için kullanmak vardır. Aşk ise bunun tam tersidir.; karşısındaki insanın varlığına, istek ve tutkularına sonsuz saygı duyar. Bu saygıyla onaylanan hiçbir ilişkide kırgınlık olması mümkün değildir.

* ‘ Utanmak ‘ kişinin özünde olmayan ve sonradan öğrenilmiş bir duygudur. Yaşamın içinde kişinin utanmasını gerektiren herhangi bir şey olması gerçekte imkânsızdır. İçinde yaşanılan toplum ve zamana göre sürekli değişen normlar kişiyi utanmaya; kendini ve gerçekliğini reddetmeye zorlar.

* Küçümsenerek büyütülmüş bir kişi küçümsemeye dair tüm detayları öğrenerek büyür. Gerçekten çok kötü şekilde aşağılanmamış hiç kimse ise ağılamayı bilemez. Çok acı çektirilmemiş hiçbir birey acı vermeyi bilemez. Etrafınızdaki kaba, acı çektiren, aşağılayan, belki kaba kuvvete başvuran insanların gözünün içine bir kez daha bakın. Acı veren kişi olmadan önceki acı çekenle selamlaşın.

* Gerçek yaşayanların seslerinde değil, gözlerindedir. Odaklanın… Şaşıracaksınız.

* Yaşanmışlıkların kalitesini adanmışlıklar belirler.

* Sizin gördüklerinizi göremiyorlar diye insanlara kızmayın. Birçok göz mühürlüdür. O mührü açabilen tek şey ise kalbin sevgisi ve gönlün cesaretidir. Sevin onları ve takılmayın. Yürüyün.

* Kaç aşkı sattınız hayatınızda korkularınız, toplum kuralları, birilerinin size doğru diye öğrettikleri adına? Gözlerinizi kapatınca cennetinizi bulduğunuz kaç sevdayı harcadınız birilerine ters düşmemek için, ya da hak etmediğinizi düşündüğünüz içn belki de. Yaptınız mı, yapıyor musunuz? İçiniz rahat mı?

* Günün sekiz saati işte, sekiz saati uykuda geçiyor. Lütfen sevmediğiniz ve ışıldamadığınız bir işte gününüzü, aşkla ve şefkatle ve tutkuyla sevmediğiniz birisiyle gecenizi geçirmeye şartlamayın kendinizi. Boş verin herkesi, bazen kendinizi bile, kalbiniz neredeyse onun yanında olun gözünüz açıkken de, kapalıyken de. Gerisi belki de boş, belki de yok.

* Sinir olduğunuz insanların takdir edilecek yönlerini bulun. Takdir etmeye başlayın onları. Şaşırtın. Değişime siz bile inanamayacaksınız. İnanın. Eğlenin. Siz de şaşıracaksınız.

* Gerçek sevenler senin her şekilde mutluluğunla, özgürlüğünle mutlu olandır. Kendi yapamadıklarını sen yapacağın için, bazen sürüden uzaklaşacağın korkusuyla, bazen de sadece bilmedikleri bir şeyi yapar olmandan, acı çekmenden korktuklarından seni durdurmaya çalışırlar. Bu da senin gerçekten ne kadar gitmek istediğini sınar. Senin mutluluğunu sadece ‘ Kalp ‘ bilir. En büyük ihanette belki de kişinin kendine, Kalbine ihanetidir.

* Bir şeyin değerini yeryüzündeki miktarı belirler. Sizden bir tane daha olmadığı düşünülürse bu dünyada, siz nasıl değersiz olduğunuzu düşünebilirsiniz ki?

* Kullanılmayan her türü bilgi çöptür. Ne kadar çok bildiğiniz değil, bildiğiniz ve inandığınız kaç şeyi hayatınıza taşıdığınız önemlidir.

* Pozitifler de yaşıyor, negatifler de. Pozitifler de ölüyor, negatifler de. Sadece aradaki yaşam sürecinde birileri gülerek, severek ve mutlu yaşıyor, birileri söylenerek ve somurtarak ve mutsuz.

* Cesur olmak demek korkuyu bilmemek demek değildir. Cesur olanlar korkuyu hissediyor olmalarına rağmen yürümeye devam edenlerdir. Mükâfatlarını da korkularından özgürleşerek alırlar.

* Her sabah kalktığınızda ‘ bugünü en mutlu ve en verimli geçirebilmek için elimden gelenin en iyisini yapacağım ‘ diye bir hatırlatma yapıyor musunuz kendinize?

* Evrenin mucizelerini mi görmek istiyorsunuz? Onlar ancak siz elinizden gelenin en iyisini yaptığınızda görünür olabilirler. Aklınızda olsun.

* Yapılanı kınarken karşılık olarak yapılanın aynısını ya da benzerini yapar olmak kınadığınız her ne ise ona dönüşme halidir. Dikkat…

* Hiç kimseye hiç kimse zorla bir şey yaptıramaz. Her zaman tercihler vardır.

* Bir sorunun tek bir cevabı olmayabilir. O sebeple aynı anda herkes haklı olabilir. Birçok konuda tartışmak belki de bu sebeple tamamen gereksiz?

* Yaşanmamış birçok ilişkinin yaşanamama sebebinin insanların duygularını paylaşmaması sebebiyle olduğunu biliyor muydunuz? Size yüzde elli evet, yüzde elli hayır ihtimali vardır, ama bu yüzde yüz sevebileceğinizi ve beraber yaşlanabileceğinizi düşündüğünüz birisinin karşısında belki de alınması gereken bir risktir. Ruh eşleri birbirini sebepsizlikler içinde bulacaklar ve yarattıkları güç değerli. Biraz risk, çokça aşk, olmazsa hep umut, hep Sıradaki.

* Eğer bir şey hayatınızda yoksa bu sadece siz istemediğiniz içindir. Şartları, başkalarını, durumu eleştirip, yargılayıp, suçlamayı bırakmak ilk adımdır. Kendinize dürüstçe hangi korkularınızdan, istediklerinizden uzak durduğunuzu sorduğunuzda, sormaya devam ettiğinizde kendi gerçeğinizi sarmalarsınız önce. Sonra da isteklerinizi tabi ki…

* Neye sahip olduğunuz değil, onların size ne hissettirdiği önemlidir. Aynı şekilde; ne yaşadığınız değil, yaşadıklarınızın size ne hissettirdiği… Yaşam kalitenizi belirleyen tek şey hislerinizdir.

* Güçlü olduğunuz kadar güçsüz, becerikli olduğunuz kadar beceriksiz, güzel olduğunuz kadar çirkin, iyi olduğunuz kadar kötüsünüz. Asıl olan birinden birini reddetmek değil. Asıl olan bütünü barındırdığı zıtlıklarla kabul edip sevmek ve her gün seçim yapmaktır.

* Aynı şeyleri yapmaya devam ederek farklı sonuçlar elde edemezsiniz. Yani… Sonuçları değiştirmek için davranışlarınızı değiştirmelisiniz.

* Gördüklerinizin birçoğu gerçek olan değildir. Neredeyse herkes dünyayı, kişileri ve olanları kendi acıları ve filtrelerinin ardından görebilir. Bu da olanı ve algılananı nerdeyse tamamen farklı kılar.

* Siz kendinizden sıkılıyor ve kendinizle vakit geçirmek istemiyorsanız neden insanlar sizinle vakit geçirmek istesinler ki? Ya da siz kendinizi her halinizle sevemiyorsanız başkalarından bunu nasıl bekleyebilirsiniz ki?

* ‘Kendimi nasıl sevebilirim?’ dedi bugün bir öğrencim. ‘ En sevdiğin insana neler yapıyorsan kendine de onları yapmakla başla ‘ dedim. ‘ Ona sofralar hazırlar gibi kendine sofralar hazırla, bir yanlış yaptığında onu sarmaladığın gibi sarmala kendini yanlış yaptığında, onu mutlu etmeye çalışır gibi mutlu etmeye çalış kendini her saniye.’

* İnsanın farkındalığı bireysel ve eşsiz bir gökdelen gibidir. Kişi hangi katta nefes alacağına, yaşayacağına, daha yükseğe taşınacağına kendisi karar verir. İnsanları ve hayatı nasıl deneyimleyeceğine ise yine kendi seçtiği katı belirler. Yükseldikçe manzara güzelleşir. Ve birilerinin gördüğünü diğerlerinin göremiyor olması onların orada olmadığının göstergesi değildir. Böyle zamanlarda katlar arası seyahatler gerekir.

* Zenginlik bir şeydir, bolluk içinde olmak başka bir şey.

* Önce ‘ Ben’ demek en gerekli. Ama onu diyen ‘ Ben’ bilmeli ki, ‘ Sen ‘ yoksan, ‘ Ben ‘ hiç yoklukta.

* ‘ İnsanlar değişmez’ lafıyla büyütüldüyseniz bir daha düşünün. Ben tersini söylüyorum; ‘ İnsanlar değişir.’ Ama ekliyorum da; bunun için tek ve asıl şartı kişinin bu değişimi kendisinin istemesi ve bunun için çalışıp, çaba göstermesidir.

* Gözlerdeki perdelerdir insanları ayıran. Öfke, kızgınlık ve acı ise bu perdeleri yaratan, korkuyla tavana tutturulan. Temizlenince geçmişin buna dair tüm tozları, sevginin dışında geriye kalan her şey yalan.

* Kim olduğunuza ve olacağınıza hikâyeleriniz değil seçimleriniz karar verir.

* Mutsuz insanları sevin ama onlardan sakının. Mutsuzluklarının acısını er ya da geç etrafındaki insanlardan çıkarmaya çalışacaklardır.

* Ne söylediğiniz tabi ki önemli. Ama nasıl söylediğiniz daha önemlidir.

* Arkadaşlarınızdan sıkıldıysanız ve onları kaybetmek istiyorsanız onlara onlar sizden istemeden bol bol tavsiye verin. Tavsiyenize uymazlarsa da ‘ben sana demiştim’ demeyi unutmayın. Kesin çözüm.

* Bir şeyi yapmanın iki yolu vardır; ya söylenerek ve asla zevk almadan, ya da ‘madem yapıyorum bundan keyif alayım’ diyerek.

* Hayatınızda ulaşmak istediğiniz sonuçlar tabi ki önemli. Ama o sonuca ulaşabilmek için gidilen yoldaki süreç, süreçten alınan keyif, sonuca ve sürece adanmışlığın keyfi ve bu sürede kendini ve sınırlarını yeniden keşfetmenin keyfi asla göz ardı edilmemelidir.

* Hayatınızda ‘ yeni’ yi istiyorsanız önce onu ağırlayacak ve barındıracak yer açmanız gerekebilir.

* Yargılarınız en büyük belirleyicilerinizdir. Her zaman sizi gerçeklerden uzaklaştırıp, kararları sizin yerinize verirler. Ve sevgiden değil yargıdan verilen her karar sizi ve hayatınızı sevgi dolu bir oda yerine yargı dolu bir kutuya sürükler.

* Kişilerin hayatını seçimler belirler ve önemde ilk olan öncelikte de ilk olur. Bunun dışında her şey kişinin bu gerçeği görmemek ya da göstermemek için yarattığı hikâyelerdir.

* Elinden gelenin en iyisini yaptığından emin olan insanlar, olan her ne ise yüzde yüzünü ortaya koyduğunu bilen insanlar sonuçlar karşısında suçluluk duygusu içine düşmezler- düşemezler.

* Hiçbir ilişki içinizde olduğunu sandığınız eksikliği tamamlayamaz. İki eksik sanrısında olan insanların birlikteliğinden tamlık oluşamaz. ‘ Kendi bütünlüğünüzden siz sorumlusunuz ‘ demişti bir gün bir hocam ‘ ve sonra iki bütün insanın birbirinin keyfini sürdüğü aşkı yaşamanız sizin hediyeniz olacaktır.’’ diye de eklemişti. Bütünü geliştirmek ve büyütmek ayrı beraberce, eksiği tamamlamak ayrı belki de…

* ”Huzur” dış ortam yaratımlarından iç hisse dönüşmez… Olsa olsa iç his durumu dış ortam yaratımına sebep olur..

* Fazla parlak olunca ışığın sanırsın korkar insanlar senden, değil, sen korkarsın kendi ışığından, farklı olmaktan; kendine teslim olana kadar savaşırsın ki kendindir karşındaki ve ölüm arzulanandır bazen anlamadıkların ve anlaşılmamışlıklarınla… Işığın ın parlaklığı kadar derindir aslında karanlığının koyusu da… Bilmezler…

* Farklılıklarınıza, doğru bildiklerinize, kalbinizin söylediklerine ve onun gösterdiği yola sahip çıkmak her zaman çok kolay oluyor demiyorum.Ama siz onlara her seye ragmen sahip çıktığınızda ,onlar da size sahip çıkıyor ..diyorum….

* Kalp bilir…Hep bilir…Ama bilmek yetmez; onu dinleyecek-dinlediğini duyacak- duyduğunu yapacak kalp sahibi gerekir….Korkuyla içinden geçilen her algıda hayaletlerle savaşmak bilinendir…Ama sonrasında özgürlük her şeye bedeldir…Kendime not:yangında ve savaşta ilk kurtarılacaklar;Önce kalbim-sonra kalplerim.

* Aşkta hiç tartışma,fikir ayrılığı olmayacak diye bir sey yok.Olacak ki aşk büyütsün,büyümekten başka çare bırakmasın.Olmayacak şey mi ne aşkta?’Ya beni terkederse diye kendinden vazgeçmek,inandığını söylememek,söyleneni dinlememek,dinlediğini önemsememek,rüzgara karşı kim daha uzağa demek belki de.”’ben’lerin bizden yüksek sesle konuşması, ‘biz’in de ‘ben’i-muazzamlıklarını ve eşsizliğini yok etmesi bazen de.

* Bıçak kemiğe dayanmadan durmayı bilmeli insan, eline o ayarı öğretmeli yıllar içinde.Sonra sızısı, iyileşmesi, hisse geçen bandajı kalın olursa sabır gerektiği bilinmeli; el ayari öğrenilirken bir de sabır etüd edilmeli… Kan kaybindan ölen kayıtlara geçerken can kaybindan ölenlerden de öğrenilmeli.

* Geri gelelim zamanda olmasa bile histe..Dogdugumuz anın hissine sahip cıkana kadar temızlenelım içimizde…Kim ne bıraktıysa,neyi sahiplendiysek gereksiz, neyi bizim sandıysak sonradan…Atalım…Temizlenelim…

* Bir şeyler’ değişince değişmiyor hayat….’Sen’ değişince değişiyor herşey..

2012

 

 

 

 

 

 

 

Sensiz Olmaz…*98* Fazlası Var.. Dahası…Ki Ona Kelimeler Yetmiyor…

couple-1375125_960_720

Fazlası Var..Dahası… Ki Ona Kelimeler Yetmiyor…

Bir insanın varlığından nasıl göklere çıktığımı, nasıl dostum, sevgilim, aşkım olduğunu ve hep kaldığını düşünüyorum bir süredir…

Ne oluyor da gönlümün o kutucuğu başka akıyor o insanlara?

Beni dinlerken kendilerini değil, beni duyuyor onlar…

Sadece kendilerini anlatmaya değil, benim anlattıklarımda beni bulmakla ilgileniyorlar…

Kendilerini bana açarken aynı güvenle soyunuyorlar…

Devamını Okuyun…

Sensiz Olmaz… *97* Niyet Denizinde Yüzmek Anda

love-3388622_960_720

Niyet Denizinde Yüzmek Anda

Korkuya girdiğim zamanları kabul ediyorum;korktuğum zaman bütün gün başımı kaldırmadan ,sadece bir omuzun rahatlığında ya da bir yastığın soğuğunda kalmak isteyen ve hiç kıpırdamak istemeyen yanımı görüyorum, seviyorum ,anlıyorum. Korktuğum her an kendime olan sevgime daha da sarılmayı, ne kadar korkarsam korkayım asla hareketimi kesmemeyi, tüm sevdiğim dostlarımdan ve yakınlarımdan merhamet değil destek isteyerek hareketsizliğime destek almaya ve korkuma rağmen ve korkumla yürüyerek korktuğum her ne ise içinden geçmeyi seçiyorum ve niyet ediyorum.

Devamını Okuyun…

Sensiz Olmaz… *96* Maskelerin Ardında

people-2562102_960_720

Maskelerin Ardında…

Öz birşey… Kimlikler tamamen başka birşey…

Özünde tüm insanlar muhteşem bir tanrısallığın parçacığını taşıyorlar; bütünlük, keyif, coşku, mükemmellik, ben farkındalığının gücü ve herşey…

Kimliklerde ise ailenin öğretileri, içine doğulan zamanın kısıtlayıcıları, toplumun kuralları, zamansal öğretiler, tüm bunlara getirdiği doğru ve yanlış algılarının sebep olduğu travmalar ve her şey…

Devamını Okuyun…

Sensiz Olmaz… *95* Özden Öze Sadece

brothers-457237_960_720

Özden Öze Sadece

İnsanoğlu muazzam… İçinde barındırdığı her parçacıkla….

Potansiyeli başdöndürücü; yapabilecekleri, hissedebilecekleri, ortaya koyabilecekleriyle….

Her birey bambaşka; dünyaya getirdikleri ayrılıkları, başkalıkları, bir parçasının bile başka bir birey tarafından aynı olamayacak essizliğiyle…

Devamını Okuyun…

Sensiz Olmaz… *94* Sevgi Çimentosu

baby-22194_960_720

Sevgi Çimentosu

İnsan genel olarak beş ana kolon üzerinde ayakta duran bir yapı gibidir… Bu kolonlar ne kadar sağlam olursa o kadar sağlam olur hayatta; olan depremlerden , sarsıntılardan o kadar etkilenmez… O kadar huzurlu ve güvende devam eder hayatına….

Eşit ağırlık dağılımı olmalı bu kolonlara…. Yoksa birinden biri erken yıpranır… Ağırlık altında çöker… Çöktüğü zaman sarsar insanı… Yapılandırma sürecinde tekrar yorar… Baştan ağırlıkları dengede dağıtmak en mantıklısıdır ileriye yatırım amacıyla. Olası zorlukları baştan yapılandırmak ve sonrasında rahat etmek adına.

Devamını Okuyun…

Sensiz Olmaz… *93* Bitecek mi?

soap-bubble-2403673__340

Bitecek mi?

Bir yazı elime geçti bugün… Bir resim üzerinde bir yazı daha doğrusu;

‘’Tanıdığımız en güzel insanlar yenilgiyi tatmış, acı çekmiş, kayıplar yaşamış, mücadelenin içinden geçmiş ve derinlere indikten sonra kendi yolunu bulmuş kişilerdir. Onların bir minnet duygusu, bir duyarlılığı vardır ki bunu şefkatle, kibarlıkla ve en çok da sevgiyle hayatlarına aktarırlar… Güzel insanlar öyle birdenbire ortaya çıkmazlar’’ gibi bir şey söylüyor bire bir, kelime kelime böyle demese de…

Devamını Okuyun…

Sensiz Olmaz… *91* Ama Çok Komik

dog-2606759__340

Ama Çok Komik….

Çok gülüyorum… Bazen katıla katıla gülüyorum, bazen çaktırmadan gülüyorum, bazen içim katılırken sert durmaya çalışarak gülüyorum, bazen… Gülüyorum işte…

Eskiden içimi acıtan şeylerdi şu an güldüklerimin birçoğu; gözlerimi dolduran, yanaklarımı ıslatan, kalbimi acıtan şeylerdi… Şimdi onlara tebessümle bakabilmeyi de seviyorum…

Neye mi bu kadar gülüyorum;

Devamını Okuyun…

Sensiz Olmaz… *90* Yukarıda Dalga Geçen Biri Mi Var?

milky-way-1023340_960_720

Yukarıda Dalga Gecen Birileri mi Var?

Seneler önceydi… Çok sıkıldığım, çok sıkıştığım bir dönemdi… Hayatımın yapıtaşı gibi gözükenlerini çıkarıp yerine istediklerimi, hayal ettiklerimi, onlar olmadan yaşayamayacağımı düşündüklerimi, düşündüğüm zaman bile kalbimi yerinden çıkaracak gibi gümbürdetenleri koymak için çaba veriyordum… Tabi tam bu arada eski düşüyor, artık bana hizmet etmeyecekler hayatımdan çıkıyor, hizmet edecekler de gelene kadar ki arada beyin sadece olumsuzlukları düşünmeye çalışıyordu. Canım benim…-)Parasızdım yani… İşsizdim… Gelen gidene yetmiyordu, eski ceplere dalıyordum lazım olur diye diktiğim.-))

Devamını Okuyun…

Eski Yazılar »
Visit Us On FacebookVisit Us On Pinterest