Dönüşüm iyidir..

Dönüşüm güzeldir..

Dönüşüm heyecanlıdır..

Dönüşüm bilinmeyene açılmak, potansiyelin kullanılmayan alanlarını da hayatın içine katarak yaşama açılmaya, yaşamı deneyimlemeye izin vermektir.

Dönüşüm bilinçtir, bilinçlidir…

Dönüşüm kişinin kendi hayatını, kendi farkındalığıyla yapılandırmasıdır, toplumun ona verdikleriyle hayatını sürdürmeye devam etmek yerine.

Dönüşüm ben kendimi tanıyorum, ben kendimi biliyorum, olmak istediğim her şeyi olabileceğime inanıyorum ve bunun için ve buna uygun davranışları hayatıma çekmeye izin veriyorum diyebilme gücüdür.

Dönüşüm hayatın her anının bizden akmasına izin verirken onunla birlikte akabilme esnekliğidir.

Dönüşüm hayata karşı değil, hayatla birlikte yürüyebilmektir sadece kendi özüne bağlı.

Doğduğumuz andan itibaren olduğumuz ortam ve beraber olduğumuz insanlar bize hayatı ve bizi tanımlıyorlar.. Hiç durmadan ve sürekli… Kendi filtrelerinden, kendi inançlarından, kendi yaşamsal deneyimlerinin bütünlüğünde…

Oturuyor… İçimize oturuyor yaşantıları izlemek, zihnimize oturuyor öğrenilenlerin bilinci…. Bedenimizde izler bırakıyor tüm bu inanç yapısının oluşturduğu koca çınarın altında otururken kafamıza düşenler…

” Hayat böyledir ve ben de böyleyim, buyum işte’ diyenlerin işi değildir Dönüşüm…

Dönüşümün ilk adımında önce bildiklerimizin ötesinde bir hayat ve kendimizin bildiğimizin çok ötesinde bir potansiyelimiz olduğuna dair inanç gerekiyor…

Bu inancı yaratabilmenin en kolay yolu mu ne?

Daha önce dönüşen- dönüşebilen insanları görmek, görebilmek, görmeye izin vermek… Sonrasında da kendine kişinin inanması gerekiyor.. ‘ O Yaptıysa ben de yapabilirim’ hissi en derinde…

Zihin en belirgin zindanları yaratabilirken kişinin hayatında en büyük özgürlükleri taşıyabilmesi için de ilk merkezi… Yapamayacağına inandığın bir şeyi yapamazsın.. Olamayacağına inandığın bir şey olamazsın… Sahip olamayacağını düşündüğün bir şeyi eline alamazsın, alsan da keyfini çıkaramazsın gibi gibi bir dünya kısıtlamaları yaşatıyor sevgili zihnimiz bize hayatın içinde…

O yüzden…

Dönüşümün en temeli.. En temel ilkesi… İnanç… Kendine inanç.. Hayata inanç.. Dönüşüme inanç.. Tanrının yaratımlarının zenginliğine, bu zenginliklerden biri olduğumuza, sınırsız olasılıklarına imkanlarına dünyanın bize sunduğu, kendi sınırsızlıklarımızla ulaşabileceğimize dair inanç… Var oluşun zenginliğine ve muhteşemliğine inanç… Kendi var oluşumuza hayranlık ve bunu boşa harcamamak için tüm oluşumun muhteşem ağında kendimizi ortaya koyabileceğimiz tüm gücün de içimizde saklı olduğuna dair inanç…

Bu inanç sağlamlaştığında dönüşümün ilk ve önemli kısmı halledilmiş oluyor…

Ama bu inanca dair davranışlar alışkanlığa dönüşmediği sürece, bu inanç hayatın içinde kişiden var oluş olarak akmadığı sürece dönüşümden bahsetmemiz pek mümkün değil…Bildiklerimiz, inandıklarımız madde dünyasında var olmadığı sürece zihinsel çöp ve egosal kalınlıktan başka bir şey olmuyor içimizde.. Ve tabi ki dışımızdaki tüm yansımalarında da…

İşte o zaman işin ikinci aşamasına geçiyoruz; sabır ve sebat…

Neden mi?

Dönüştürmek istediğimiz her neyse hayatın içinde o an sebep olan inancın bizde yarattığı tavrın dönüştüğü bir davranış, bu davranışında artık düşünmeden harekete geçtiği alışkanlıklar silsilesinde yaşarken, inancı değiştirip davranışa dökmeye kalktığımızda dönüşümün en başlıca bileşenlerinden biri olan ego devreye giriveriyor… Dönüşümü ölüm olarak algılayan ego, yeni alışkanlıklar oturana kadar bizi zorluyor, kendince ölmeyelim diye bizi korumaya çalışırken aslında olmak istediğimiz şeye doğru ilerlemememiz için bizi durdurmaya çalışıyor korkularıyla.. Zihinsel- bedensel ve duygusal marazlar yaratarak “gitme oralar güvenli değil” hissi yaratıyor…

İşte burada bunun bilinciyle hareket edebilmek, hareket etmeye devam edebilmek, eski patternler çatır çatır kırılıp, yerine yenileri oturana kadar inancımızı sabit yerinde tutarken, sabretmeyi ve sebat etmeyi bilmemiz, destek almayı öğrenmemiz, açıklığı deneyimlememiz, gerçek olanı unutmadan, egonun sanalının içinde kaybolmamak için gerekirse yol arkadaşlarıyla olmayı öğrenmemiz işin bir parçası olabiliyor…

Sonra mı ne oluyor?

Yeni davranışlar bedende his yaratırken kodlanıyor…

Güven hissi daha da oturuyor…

Dönüşüm gerçekleşiyor.,

Dönüşümü gerçekleştirdiğimiz konuda artık dönüşüm yaşamak isteyen insanların biz örneği, ”o yaptıysa ben de yapabilirim ‘ cümlesindeki ‘ O’ olmaya başlıyoruz…

Ne güzel, değil mi??

Uzun yıllardır tüm bilgi ve bilgi ve birikimimi dönüşüm koçu ve eğitmen kimliğimle danışanlarımla paylaşıyor olmanın en büyük ödülü, bana bir zamanlar kişilerin hayali olanların içinde yaşar olmalarına şahitlik etmek, bu yolda onlara yoldaşlık etme onuru….

Bu yılların, bu kalabalığın, bu çalışmaların içinde bildiğim ne?

Dönüşüme karar veren ve inanan kişilerin uygun adımlarla ilerlemesi durumunda başarı kaçınılmaz… Hayallerin gerçek olduğu dünyanın içinde var olmanın keyfi ise ruhta paha biçilmez değerde…

Gerçek olasılıkların içinde var olmayan hiç bir şeyin hayalini kuramaz kişi, özleminde olamaz…

Her birimizin dünyaya getirdiği tüm değerleri parlatabildiği, yaşayabildiği, doğru insanlarla karşılaşıp, onların değerini bildiği, kendi değerinin hep farkındalığına uyandığı sabahların bütünü olsun ömrümüz….

Sevgimle,

Banu Kalaycı