small-plant-in-a-bubble-digital-art-hd-wallpaper-1920x1200-2139

Her kim dünyanın gizemini bildiğini söylüyorsa, yalan söylüyordur….

Neden burada olduğumuzu, bu dünyanın neden ve nasıl yapıldığını, nerden geldiğimizi, nereye gideceğimizi, tüm bu gelişlerin ve gidişlerin nasıl olduğunu, aralarının ve içinin ne ile, nasıl dolduğunu…

Nerede başladığını evrenin, sonunun nerede bittiğini…

Dokusunun ne ile dolduğundan çok, dokusunun ne ile, ne zaman oluştuğunu… Neden oluştuğunu…

 Her kim bu muhteşem bedenin sırrını çözdüğünü söylüyorsa, yalan söylüyordur….

 Bugün çözdüğünü zannettiğiyle, yarın yüzleşecektir, ya da o kadar emindir ki bildiğinde, sorgulamayı kesip, zihninin ve ‘ biliyorum’ diyen yanının esiri olacaktır yarattığı hapishanede… Kendi esaretinde, kendi ihtişamına inandığı gerçekliğinde kaybolacaktır…

 Kalbin pusulası her birimizde bir şeyleri, bir yerleri, bir insanı, bir soruyu, o sorunun karşı koyulamaz cevabının yolculuğunu gösterirken; kalp hiç durmadan huzurun, mutluluğun , bütünlüğün, keyfin, zenginliğin, aşkın, özgürlüğün ritmini bedene yayarken, zihin o hapishanenin duvarlarını daha da belirginleştirirken her adımında sukutun, bazen  ne yapacağını bilemeden durur  özün gerçeği, toplumun hayal dediği ile, zihnin doğru dediklerinin arasında… Sıkışır…

 İçimizdeki Tanrı’nın nefesi, bedenin her hücresinden ışıldayarak dışarı süzülmek, varlığını dünyada iki ayağıyla yürütmek isterken, bedendeki hücrelerin hafızası, zihindeki inançların ağırlığı, ufacık bir bedene, kocaman bir dünyayı, ihtişamlı bir Tanrıyı- Tanrıçayı hapseder durur…

Kimimiz korkularıyla, kimimiz acılarıyla, kimimiz dünyasal zevklerin kontrolsüz şımartmasında, bir günü daha bitirir hayatta… Ufak bir oh sesiyle geçer gün; ‘’Oh…… Bugün de korkularımı sardım , sarmaladım… Bugün de anın içindeki zevklere adanıp, yüzyılların içindeki keyfim için yaşamayı unuttum, bugün de korkularımı onurlandırdım, kalbimin yapmamı istediği her şeyi bir kenara atıp saatleri yuvarladım… Bugün de durduğum yerde durmayı başardım… Bugün de, kalbimin sesini bastırıp, yarattığım ve hayatta kalmayı başardığım dünyama uygun davrandım… Bugün de, işimi, eşimi, evimi, arkadaşlarımı, bedenimi sorgulamadan ,hayatımı ve varlığımı , nefesimi ve yaşamımı düşünmeden günü bitirebildim… Aferin bana…

Güvenliğin sıcacık havuzunda, yapabileceğimin en fazlası, yaşayabileceğimin en fazlası, düşünebileceğimin en fazlası, olabileceğimin en fazlası ….Bugün de… ‘’

Ama… Arada sırada, bazen yastığa ulaşınca , bazen sevilenin gözleriyle buluşunca, bazen bir yatakta doktor eli uzandığında…Ne zaman ve nasıl duyulur olursa, kendini duyulur yapar kalp, vizyonlarını görünür, gerçeği hissedilir yapar…. ‘’ senin olan seni bekliyor, sabırla, burada…’’

Kulaklara ne kadar tampon tıkansa da, kalbin konuşan yanı her ne kadar bandaj bandaj sussun artık, konuşmasın diye kapansa da… O hep bir yolunu bulur en gerçeğe yaklaşıldığı anlarda…

O hep aynı şeyi, farklı hayallerle, farklı gerçekliklerin farklı ağında, farklı renklerin farklı ışıltısında söyler aslında:

 -       Kendini sevmekten ne zaman vazgeçtin,

-       Dünyada olmanın heyecanını ne zaman kaybettin,

-       Kendini yarattığın yalancı mutluluklarınla nasıl oldu da beslendiğine inandın,

-       Gördüğün her gözdeki beni, nasıl oldu da görmemeyi becerdin,

-       Sevmeyi ne zaman acıyla özdeşleştirdin,

-       Sihri yaşamın içindeki ne zaman ve nasıl görmeyi kestin,

-       Her şey olduğunu bileni hiç bir şey olduğuna nasıl inandırdın,

-       Taşıdığın kocaman evreni ve evrene taşıyacağın kocaman sevgini, nasıl oldu da asla gerçek olmadığın korkularınla örtüledin?

‘ Ne zaman? ’ der kalp çokça… Zamana inandığından değil, zamanın kendini yenileyen, tekrarlayan, sonsuzluğun içindeki küçücük bir algı kayması olduğunu bilmediğinden değil…

An’a saygısından, yitip giden her anda olası tüm gerçekliklerin tekrar tekrar yapılandığından, bunun için tüm evrenin tüm gücünü kullandığından, yaratılan her gerçeğin, yaratılmayan her dokunun yalanını beslemeye sevgiyle devam etmesinden… Sabırla, sevgiyle, inançla, umutla, tüm varlığıyla , asla vazgeçmeden… Sorar…

Bir sperm ve yumurtanın , bir insanın bedeninin içinde , kendi kendine oluşmasının, bir tohumdan lezzetli meyvelere, huzurlu gölgelere dönüşmüş ağaçların, milyonlarca yılın ışıltısını taşıyan yıldızların, her türlü bilgiyi ve bilgeliği taşıyan yağmurun ve karın, her biri birbirinden farklı özgürce yaşamaya çalışan hayvanların , tüm dokuyu oluşturan toprağın, suyun, insan zihninde sıradanlaşan mucizelerin yatağında , mucizelerin ışığında, mucizelerin soluğunda.. Her gün sorar, sonra yine, sonra yine…

Yaşamın kendini oluşturacağını bilirken, sadece gerçek olanın gerçeğe emeğiyle hayatın özüne yolculuğunu destekler….

Kanatlarım var ruhumda diyeni, bedeninde o hislerle dansa çağırır aldığı her nefesle… Hayatın tam içine… Zihnin, bedenin, duyguların tam merkezinde…

Yepyeni bir dünyaya göç başladı kabilelerce…

Pasaport diye gizlerdeki ışık, vize diye kalpteki hafiflik, valiz diye hayal dediğimizin gerçeklik tozunu yanımıza alırsak yeni dünya kabulde…